Sayı 171
Pazarlama, iletişim, medya, trend, olan biten, atama ve anlaşmalar, okuma ve izleme önerileri, raporlar vs. vs.
Selam. Yeni yılın ilk sayısıyla karşınızdayız. İletişim tarihi bugünleri “erken kalkan marka yöneticisinin Teoman’la reklam anlaşması yaptığı enteresan günlerdi” şeklinde yazacak muhtemelen. Dün yeni bir Teoman reklamı haberi düştü. Bu kez marka KitKat. Yarın kim erken kalkacak bakalım…
🫵 Bültene başlamadan kişisel bir ortaklık haberi: Userspots ile ‘kullanıcı deneyimi’ kavramının dilimize yerleşmesinde pay sahibi olan Mustafa Dalcı “iyi bir şeyler yapabilme” yolunda Haylayt’a omuz verecek. O iyi şeylerden biri de tabii ki hep hayali kurulan ama hayata geçmeyen etkinlik ayağı. Mustafa, yalnızca teknoloji ve tasarım tarafında değil, yıllardır devam eden Alive serisi ve Brick Institute ile bu alanda (da) epeyce ‘know-how’ biriktirmiş bir isim. Özetle, Haylayt usulü içeriğin fiziksel ortamda da karşınıza çıkması adına büyükçe bir adım atılmış oldu 👋
Olan biten
Pazarlama iletişimiyle başlayalım, sonra medya tarafındaki gelişmelerle devam ederiz.
👕 Gençleşme çalışmalarını sürdüren giyim markası Gap, geçtiğimiz yıl özellikle Katseye işbirliğiyle bolca konuşulmuştu. Marka ‘o damardan’ gitmeye karar vermiş olacak ki, eski Paramount yöneticisi Pam Kaufman’ı Chief Entertainment Officer ünvanıyla işe aldı. Amaç, Gap’i sadece bir giyim markası olmaktan çıkarıp müzik, dizi, film, spor ve oyun dünyalarıyla iç içe geçen bir fashiontainment platformuna dönüştürmek.
Bu kapsamda; lisanslama ve işbirlikleri artacak, Los Angeles’ta bir eğlence merkezi ofisi kurulacak ve Gap popüler kültürle daha derin ve sürekli bağlar kuracak.
Zaten son dönemde sizin de önünüze “markaların eğlendirme misyonu” konulu pek çok yazı düşmüştür.
💻 Tüketici elektroniği fuarı CES sayesinde robotlar içinde kaldığımız bir haftayı geride bıraktık. Her ne kadar teknoloji temelli olsa da pazarlama adına da çokça yenilik duyuruldu.
It’s Yet Another Tide Ad reklamını hatırlarsınız, onun gibi artık her etkinlik biraz da pazarlama etkinliği.
Takip etmeyenler için Little Black Book “CES takeaways agencies and brands need to know for 2026” başlıklı bir derleme yayınlamış.
Fast Company‘de de benzer bir toparlama var. Orada şöyle bir cümle dikkat çekiyor: “Ana akım kültür artık tek parça değil, binlerce mikro topluluğa ayrılmış durumda. Oyun, fandom, içerik üreticileri ve spor toplulukları tek seferlik aktivasyonlara prim vermiyor. Aslolan istikrar, inandırıcılık ve sahici bir bağlılık. Kültürü bir kampanya gibi değil, uzun vadeli bir ilişki gibi yönetin.” Ne kadar da yukarıdaki Gap paragrafına benziyor değil mi?
⚽️ 2026’nın ruhunu oluşturacak parçalardan biri şüphesiz ki futbol. Bunda Amerika’nın da Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olmasının payı büyük. Sonuçta spor pazarlamasının zirvesi sayılacak bir ülke… Bu noktada FIFA ve TikTok arasında yapılan işbirliği anlaşması da Dünya Kupası’nın yayılımını epeyce artıracak gibi görünüyor. Anlaşma kapsamında TikTok turnuvanın ilk tercihli platformu olacak. Maçların belirli bölümleri de TikTok üzerinden canlı yayınlanabilecek.
🕶⚽️ Futbolcuların lüksle ilişkisine aşinayız. Nihayetinde milyonlar kazanan fit adamların ve kadınların o seviyede markalarla işbirliğine girmesi gayet doğal. Ama iş kulübün kurumsal kimliğine geldiğinde herkes bir şekilde halkın içinde kalmaya özen gösteriyor. İtalya Serie A takımlarından Como 1907 işte bu dengeyi bir kenara bırakıp bizzat kendisini lüks segmentte konumlandırıyor. Como zaten İtalya’nın ‘prestijli’ tatil bölgelerinden biri. Kulüp de meşhur Como gölüne sıfır konumdaki stadı, lüks giyim markalarıyla yaptığı lisanslı ürün anlaşmaları, maç günü kavramını sadece sahadaki oyunu izlemekten çıkarıp VIP deneyimlere dönüştürmeyi amaçlayan kendi turizm acentesi ve benzeri birçok planlı adımla Como’nun yerleşik kimliğine uyumlu bir yol izliyor. Tribünde oturan Hollywood ünlülerine bakılırsa bu çabasının karşılığını da görüyor.
“İyi de bu takımın sahadaki durumu ne” sorusu aklınıza gelirse cevap: Como 1907 şu anda ligin altıncı sırasında. Şampiyon olamayacak ama küme de düşmeyecek.
👖 Araya Tommy Hilfiger‘ın İngiliz futbol kulübü Liverpool ile imzaladığı sponsorluk anlaşmasını da sıkıştıralım.
🏀 Spor ve pazarlama ikilisinin buluşma yeri olan NBA ise Avrupa’ya açılma konusunda ciddi görünüyor. 2027’de başlaması planlanan NBA Avrupa Ligi‘ne katılacak takımlar henüz belli değil ama şehir listesinde İstanbul da var.
🥎 2025’in çıkış yapan spor dalı şüphesiz ki padel idi. Yeni spor dalı demek aynı zamanda markalar için yeni oyun alanı demek. Tenisle özdeşleşen Lacoste da tenisin bu küçük kardeşine kayıtsız kalmadı ve Fransa Alpleri’nde açtığı şu kortla geçen haftanın en çok konuşulan işlerinden birine imza atmış oldu:
Medya
🏖 Seyahat yayıncılığının ağır toplarından Travel + Leisure dergisinin Türkiye’ye geleceğinden daha önce bahsetmiştik. Dergi önceki gün görkemli denilebilecek bir lansman partisiyle resmen tanıtıldı.
Wired Türkiye’den henüz haber yok, onu da not etmiş olalım.
📺 TRT’nin yeni bir kanalı daha oldu. Dün itibariyle yayın hayatına başlayan TRT Genç hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz Instagram hesabına göz atabilirsiniz.
📲 Disney+ kısa dikey video alışkanlığından payını almak için önemli bir hamle yaptı. Bu formattaki videoları akışına dahil eden platformda; orijinal kısa içerikler, sosyal medya odaklı klipler, dizi ve filmlerden sahnelerle bu formatların hibrit versiyonları tek bir dikey akış içinde sunulacak. Uygulama öncelikle Amerika’da devreye sokulacak.
Platform demişken streamflation kavramı burada dursun. Belki sonraki sayıda abone olunan platformların göz ardı edilen maliyetini hesaplarız.
📲 Axios, mikro dizi formatının Amerika’daki yükselişine dair güzel bir özet hazırlamış. (Ücretli üyeler için tabii. O nedenle bağlantıya tıklamasanız da olur.) Haberde, 1,7 milyar dolar gibi devasa bir yatırım almasına rağmen batan Quibi‘ye de değinilmiş. Aranızda “harbiden, öyle bir şey vardı” diyenler olacaktır. Axios’a göre o girişimin hüsranla sonuçlanmasının sebebi, aşırı pahalı ve kısa format ruhuna uymayan yapımlarla yola çıkmasaydı. Bir bakıma doğru ama o yola biraz erken çıkmış olması da önemli bir etken. Henüz bugünkü gibi ömrünü dikey formatlı kısa video izleyerek geçiren milyarlarca kişilik dev bir hedef kitle yoktu.
GAİN’in de dikey format mantığıyla işe koyulup kısa süre sonra ekranı yatırmak zorunda kaldığını hatırlarsınız zaten.
📲 Önceki yıl Doğan Burda dergi grubunu satın alan RePie Yatırım Holding ve Altun Capital Holding de dikey dizi formatıyla epeyce ilgili görünüyor. Yeni ticari ünvanıyla Big Medya & Teknoloji, bir yandan dergi içeriklerini dijitale uyarlarken bir yandan da dikey dizi köşesini sahiplenme uğraşında. Başarılı olacak mı, bekleyip göreceğiz.
💰 L’Oréal, Unilever, Disney gibi devlere influencer pazarlama verisi sağlayan CreatorIQ yeni bir rapor yayınladı. Aslında hepimizin bildiği şey ama rakamlarla görünce daha da vurucu: CreatorIQ ölçümlerine göre, en üstteki %1’lik influencer kesimi toplam gelirin %21’ini kazandı. 2023’te bu oran %15 idi. Aynı süreçte, kayıtlı içerik üretici sayısı ise iki kat arttı.
💰 Öte yandan, medyada editörün ‘yüzüyle’ öne çıktığı, TikTok estetiği diyebileceğimiz kadrajların kullanıldığı içerik sunumu yükselişini sürdürüyor. Kendi alanımızdan, pazarlama sektör yayıncılığından örnek verirsek; old school yayıncılığın kalesi sayılacak Adweek ve AdAge dergileri bile ekranın üçte ikisini kaplayan genç editörleriyle prodüksiyon yoksunu videolar üretmeye başladı. Bu ikili buna giriştiyse gerçekten mecbur kaldılar demektir. “İyi mi kötü mü” sorusunun cevabı net değil ama var böyle bir şey.
Ülkemize dönersek, sektör yayını editörlerinin kamera önüyle arasının –yıllardır– pek iyi olmadığını görüyoruz zaten. Pazarlamasyon dışında editörlerini kamera önüne koyan fazlaca yayın yok diyebiliriz. Bakalım, önümüzdeki yıl Adweek ve AdAge buraları ne kadar etkileyecek?
Tam bu noktada okunabilir: Newsrooms plan to push journalists to act more like creators >> NiemanLab
🤷 Bir ürün viral olduğu için mi medyada geniş yer buluyor, medyada geniş yer bulduğu için mi viral oluyor? Cry-Cry Horse da bu cevapsız sorunun gölgesinde büyümeyi sürdürüyor. Özetle, fabrikada gülen ağız yerine üzgün ağız dikilen oyuncak at bu hüznü sayesinde ‘viral’ oluyor ve Çin’deki fabrika tam kapasiteyle üzgün at üretimine başlıyor. Ya da haber yayıldıktan sonra başlayacak, bilemiyoruz.
Haftanın akılda kalan reklam filmleri
🎬 Who’s Elijah Wood?
Marka: Skittles
🎬 It’s Different Out Here
Marka: Norwegian Cruise Line - Ajans: Arnold Worldwide
🎬 Har Koi Peera Lahori Zeera 2.0
Marka: Lahori Zeera (Hindistan) - Ajans: Enormous
Jonas Brothers: The Pitch
Marka: Almond Breeze - Ajans: McKinney
🎬 Multiply Your Benjamins
Marka: New York Lottery - Ajans: McCann
Yeni anlaşmalar, atamalar
Sharpcake 🤝 OPPO Türkiye
GoodWorks 🤝 Golf Dondurma
Brandfocus 🤝 Tam Finans
Salt İletişim Grup 🤝 Prometeon Türkiye
Gökhan Sığın 🚀 Vestel CEO’su
Yeşim Gürer Oymak 🚀 İKSV Genel Müdürü
Oğuz Uçanlar 🚀 Shell & Turcas Petrol AŞ CEO’su
Vecih Yılmaz 🚀 Brisa CEO’su
Özlem Kayiş Erdönmez 🚀 Nestlé Professional Türkiye Genel Müdürü
Filiz Akdede 🚀 LAV Genel Müdürü
Ziya Alper Önder 🚀 Divan Grubu Genel Müdürü
İpuçları
Shut your laptop! Ways to find inspiration offline >> It’s Nice That
Pinterest 2026’nın trend renklerini duyurdu >> Haylayt Instagram
Media opportunities in 2026: 13 dates for your marketing diary >> MediaCat UK
How brands can stay visible in the age of AI search >> WARC
Why January is a terrible time to make big career decisions >> Creative Boom
Yer işaretleri
🔸️ Kültür-sanat ve özel sektör: Popüler söylemlerin ötesine bakmak | Kültür ve özel sektör ilişkisinde etki, anlam, topluluk, katılım ve tabii ki sürdürülebilirlik kavramlarını, çerçeveleri ve bagajları sorgulamadan nasıl kullanabiliriz? >> Argonotlar
🔸️ Anti-design: Estetik dediğimiz şey gerçekten güzel midir? | “Tasarım güzel olmalı” cümlesi, ne zamandan beri tartışmasız bir doğruya dönüştü? >> MAD
🔸️ Introducing TikTok Next 2026: Our trend forecast for marketers for the year ahead | Today, we’re thrilled to unveil TikTok Next, our sixth annual trend forecast, designed to equip marketers for the year ahead through deep insights into our community’s changing interests and behaviors. >> TikTok Newsroom
🔸️ Brands’ dilemma in moments they can’t control: Nike and Target | Target and Nike have recently found themselves in the news for reasons they may not necessarily like – their ensuing silence points to the difficulty brands face when they are caught up in explosive cultural and political moments they can’t always control. >> WARC
🔸️ Marketers are keen to use generative AI in ad campaigns, but hidden costs lurk | Marketers hope that using AI technology will cut down on time spent producing creative assets, allowing them to cut costs — or scale up their operations. In the campaign to cut weeks into hours, however, hidden costs remain. >> Digiday
🔸️ Branded entertainment: Why world-building matters.
Jobtogo ile Dışarıdaki Ofis
☕💻 Kendi alanındaki uzmanlığına güvendiğimiz, sevip saydığımız bazı isimlere ofis veya ev dışındaki çalışma düzenlerine dair kısa sorular yönelttiğimiz bir seri bu.
Yeni konuğumuz gerçekten çalışkanlığı ve çalışma disipliniyle tanıdığımız bir isim: Vitrindeyiz Retail Solution kurucusu Oğuzhan Coşkun. Her cuma yayınladığı Vitrindeyiz Bülten de perakende ve pazarlama eksenindeki güncel bilgi kaynağımız. Kendisi ayrıca düzenli olarak eğitimler veriyor, etkinliklerde konuşuyor, sektörel yayınlarda yazıyor vs. vs. Ve kendi deyimiyle neredeyse 20 yıldır dışarılarda.
Bu seri, Jobtogo’nun katkılarıyla Haylayt tarafından hazırlandı. Jobtogo, şirketlerin yetenek tedariğinde yaşadığı sorunları çözen uçtan uca bir freelancer platformudur. Geniş ve yetkin freelancer havuzuna hızlı erişim, yasal uyumlu faturalandırma, proje takibi, güvenli ödeme ve sözleşme süreçleriyle şirketlerin daha esnek, hafif ve dinamik yapılara dönüşmesini sağlar. Tanışmak isterseniz >> Jobtogo.co
Oğuzhan’ın dışarıdaki ofis(ler)i
Kaç yıldır ‘dışarılarda’sın? Pandemiden beri mi yoksa öncesi de var mı?
🗨 Benim için ‘ofis’ hiçbir zaman tek bir mekândan ibaret olmadı. İşimin saha ve müşteri tarafıyla bu kadar iç içe olması nedeniyle pandemi öncesinden beri doğal bir şekilde ofis dışında çalışma ritmine sahiptim. Kendi işimi kurmadan önce, kurumsal hayatta global bir şirkette Görsel Sunum Müdürü olarak çalışırken de Boğaz hattı adeta ikinci ofisimdi. Kısacası, son 20 yılda masam bazen bir toplantı odası, bazen bir mağaza sahası, bazen de bir havaalanı lounge’u oldu. Nerede üretmem gerekiyorsa, orası benim çalışma alanım hâline geldi.
Üretkenlik yönünden sıralar mısın: Ev, ofis, dışarılar.
🗨 Üretkenlik sıralamam oldukça net. Birinci sırada kesinlikle ofis var. Ofisim tarihi bir binada, yüksek tavanlı ve enerjisi güçlü bir ortam olduğu için orada çalışmak beni ciddi anlamda motive ediyor. İkinci sırada dış mekânlar geliyor. Haftada bir iki kez mutlaka dışarı çıkarım çünkü ortam değiştirmek zihnimi açıyor. Ev ise üretkenlik açısından en zayıf halka. Evde sürekli bir kaçış noktası buluyorum. Hadi bir bölüm dizi izleyeyim, biraz kitap okuyayım derken odağım kolayca dağılıyor. Bu yüzden en verimli olduğum yer ofis, ardından dışarısı ve en son ev geliyor.
Ev ve ofisten sonra üçüncü çalışma mekân(lar)ın neresi? “Oğuzhan’ı orada buluruz” denilen yerler yani.
🗨 Ofisten sonra üçüncü çalışma mekânım genellikle ofise yakın Beyoğlu hattında oluyor. Mekânın ruhu benim için çok önemli ve önceliklerim sık sık değişiyor. Bir dönem Bikahve’deydim, şimdi ise ofise çok yakın Faw Coffee’deyim. Tasarımı, mobilyaları ve vintage dokusu beni çok etkiliyor. Alman Kitabevi ve tabii Mandabatmaz da favorilerim arasında ve zaman zaman oralarda da olurum. Bu arada iki-üç ayda bir cuma sabahları 21’de brunch yapıp prosecco eşliğinde çalışıyorum, bu da bir nevi bana terapi gibi geliyor. Çalışma mekânının illa kafe olması gerekmiyor. Bazen Corner Pub’da bir şeyler yudumlarken çalışmak da benim için keyifli oluyor. Eğer buralarda yoksam büyük ihtimalle seyahatteyimdir.
Sürekli kulaklık mı yoksa ‘biraz iş, biraz gözlem’ mi?
🗨 Çok kulaklık kullanan biri değilim. Yalnızca ofiste başkaları varken Zoom toplantılarında takıyorum. Onun dışında genelde müziği Spotify’dan kısık seste, sadece benim duyacağım şekilde dinlerim. Ofiste teksem sesi hafifçe açarım. Dışarıdaysam mutlaka etrafı gözlemlerim. İnsanlar ne giymiş, stiller nasıl, mekân hangi müzikleri çalıyor, yoldan geçenler… Biraz gözlem insanıyım ve sokakların beni hep beslediğini düşünürüm.
Çok çok konsantre olman gerektiğinde kulaklıkta son ses açtığın şarkı?
🗨 Çalışırken son ses müzik açamam ama sunum hazırlıyorsam sahne tamamen Amy Winehouse’un This Is listesine kalıyor. Enerji toplamam gerekirse otomatik olarak Dua Lipa açıyorum. Son dönem takıntım ise Rosalía, günde kaç kez dinlediğimi gerçekten bilmiyorum. Bir de Vitrindeyiz Bülten için hazırladığım kendi Spotify listem var, günlük mood’umun şarkıları orada oluyor ve genellikle de en yeni keşiflerim diyebilirim.
Son birkaç ay içinde ‘keşfettiğin’ yeni bir iki yer?
🗨 İstiklal Caddesi’nde harika manzaralı, hem de terası olan Roastory Coffee Co açıldı, hep önünden geçiyorum ama henüz denemedim, en kısa sürede ziyaret etmeyi istiyorum. Sürekli TikTok’ta önüme düşüyor, yani bir nevi oraya gitmek bana farz oldu. Onun dışında açıkçası şu ara yok, zaten yeni bir yer açılınca mutlaka arkadaşlarım hadi gidelim diyorlar ve onlar sayesinde öğreniyorum.
Yaşadığın şehrin ‘dışarıları’ sana ilham veriyor mu? Öyleyse birkaç örnek vs.
🗨 İstanbul’un her yeri ilham dolu ama ben biraz daha ‘eski İstanbul’cuyum. Kuzguncuk, Beykoz, Moda ve tabii ki Eminönü. Özellikle Eminönü beni her seferinde besliyor. Renkler, ürünler, insan trafiği; her gidişimde aklımda yeni fikirler beliriyor. Bir yandan da hüzünleniyorum çünkü dünyanın en gözde çarşısı olan Kapalıçarşı’yı yeterince iyi değerlendiremediğimizi düşünüyorum. Yer yer sahte ürünleri görmek içimi acıtıyor. Milyonlarca turistin geldiği bir yerde neden daha fazla bizi temsil eden markaların mağazaları yok, bunu sık sık kendime soruyorum. Tabii benimki biraz meslek hastalığı.
Başka şehirlerde var mı ‘sabit yer’lerin?
🗨 Aklıma ilk İzmir geliyor. Alsancak ve Asansör tarafında neredeyse her kafede rahatça çalışabiliyorum. Ama Leone benim için ayrı bir yerde. Hem mekânı hem de bademli kruvasanlarını çok seviyorum. Bunun dışında iş seyahatlerimde acele bir işim olursa genellikle üçüncü nesil kahvecilerde ve dekorasyonunu beğendiğim mekânlarda çalışmayı tercih ediyorum. Çoğu zaman iş seyahatinde olduğum için otel odası ya da otelin kafesi de çalışmak için oldukça uygun yerler oluyor. İşin dışına çıkarsak, yurt dışında daha çok sabit mekânlarım var, neredeyse 12 yıldır gittiğim restoranlar var.
“Ayıp olmasın, bu kadar oturduk bari bir kahve daha söyleyelim” mi yoksa “hep geliyoruz canım, sürekli müşteriyiz” mi?
🗨 Benim için mekân seçerken dekorasyon ve konsept her zaman ilk sırada geliyor. Önce uzaktan bir gözlemliyorum, seversem içeri girip menüye bakıyorum ve ilk deneyimi yaşıyorum. Hoşuma giderse ve servis de iyiyse hemen rutinime ekliyorum. Sonraki adım genelde bunu arkadaşlarımla paylaşmak oluyor. ‘Mutlaka gidin’ ya da ‘birlikte gidelim’ noktasına geliyor. Yani ‘hep geliyoruz canım, sürekli müşteriyiz’ kısmında olduğumu söylemek yanlış olmaz, gittiğim yerlere yıllarca giderim. Bir mekâna gidince çalışanı tanıma, sohbet etmek ve anı paylaşmak benim en sevdiğim kısımlardan biridir.
Durumlar böyle. Sonraki sayıda görüşmek dileğiyle, esen kalın.
İletişim gerekirse: akin@tamamdir.net




